“Aynadaki Konuğum” (Hüsniye Sakar)
–Füruğ Ferruhzad‘a mektup-
“(…)Ve bu benim
Yalnız bir kadın
Soğuk bir mevsimin eşiğinde,
Yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın
Başlangıcında“
“Çöl kuşlarına” şarkı bestelerken rastladım sana. Sevinçlerini yıkmaya çalışan bu yeryüzü; işte bu yüzden uzaklarda açan bir çiçek olmayı seçtin. Esrik ve özgür. Kendimi senin durgun sularına bıraktım. “Kâğıtların gözlerinde” birlikte eriyoruz.. Kimsenin bizi içine aldığı o derin uykuları olmadı hiç. Bizim kendi içsel uykularımız vardı. İçten içe yıkık olsalar da dualarımız vardı. Ve birer darbe gibi düşüyorlardı yeryüzünün kalbine.

Füruğ Ferruhzad (1935-1967)
Merhaba benim “yarı yanım!” Gecenin yatağına uzandım. Kendime sebepler doğuran bir kadın… ben. Bu varoluşa ihtiyacım var. Boşluklar… Bilirsin işte. Kırmaya çalıştığımız döngüler bize var olmak için sebepler doğuruyor. Saksıdaki menekşelerim de öldü biliyor musun? Seni çok sevdiğim için almıştım onları. Sana daha yakın olmak için. Sen de istemiştin bahçende menekşe ekebilmeyi ve sardunyaları… Sesim seni bekliyor ıslak ağaçların yanından geçerken. Şiirler bırakıyorum, içine kendini bıraktığın aynalara. Kendini görmek yasaktı! Kendimizi görmek hâlâ yasak! Her aykırı düşüncemiz çarmıha geriliyor bu yeryüzünde. ”Serçelerin dili fabrikalarda ölüyor” her zamanki saatinde.
”Aşkla dolu avluda bekleyen o kızı” inan ben de özlüyorum. O’na merhaba diyebilmeyi. Bizler, ölümsüzlüğü kâğıtların arasında açtığımız pencerelerde buluyoruz ve Tanrının peşindeyiz.. O’na ulaşabilmenin yollarını arıyoruz kelimeler aracılığıyla. Bazen de kovuluyoruz, cezalandırılıyoruz haksız bedeller ödeyerek. Sana bu mektubu Ekim 2020’den yazıyorum. İçimde bir yerde perdelediğim acılarımdan yazıyorum. Yaralandığın yerleri o kadar iyi anlıyorum ki. Otoritenin duvarlarını yıkmak hiç kolay değil. En derin mutsuzlukları yaratanlar… Hâlâ duymuyorlar bizi. Hâlâ kadınlar öldürülüyor. Hâlâ şiir yazan bütün kadınlar… Ev ile ekmek arasında sıkışmış bir zamandayız. Bir de anlaşılamamanın çıkardığı zorluklar…
”Kimi zaman ufacık bir kıvılcım
Bu cansız ve sessiz topluluğu
Ta içinden dağıtıyordu birden.
İnsanlar saldırarak birbirlerine
Biri karısının boğazını
Kör bir bıçakla kesiyordu
Bir ana birer birer çocuklarını
Tandırın ateşine atıyordu.
Boğulmuş kendi korkularında
Ürkütücü duygusu suçluluğun
Öldürdü öldürdü kör ruhlarını
Ve çocukları.”
Senin de hep dediğin gibi ”Güneş ölmüştü” ve inanca benzettiğin o güvercin. O masum güvercin… Kâğıtlardaki gölgeni okuyorum sana bu satırları yazarken. Yalnızlığımızın boyutları çok derin sevgili Füruğ Ferruhzad. Kendi payıma düşenleri yaşıyorum ben de. Zamanın yüzü hâlâ kirli. Hüznünde ölüyoruz. Yine de bir umutla hâlâ seviyoruz papatyaları içimizdeki bahçelerde. ”Toprağın gizli yaşamı” bizim. Tanrının emrine verilmiş nefeslerimiz… Avaz avaz yazmaktayız hâlâ; kitaplarla, resimlerle, müziklerle dolu odalarımızda. Seninle beraber güneşe merhaba demek için yeniden.
Hüsniye SAKAR
Ekim 2020




