SILAYA ÇAĞIRDIM ZİHNİMİ BU SABAH GURBETTEN (Uluer Aydoğdu)
On bir Temmuz iki bin yirmi altı
günlerden Haş-r
Cumartesi diyor çoğunluk
ücrada, kuytuda
ters dönmüş zirve, dipte
aha cem, aha miting, aha öbekleşme
neşriyata teşne çoktan.Samanyolu Gökadası hakkında bir ada
Güneş Sistemi’nin
kaybolmasın deyü deyü
bir yörüngeye oturtup şimdi burada kıldığı tümsektir dünya
ters dönmüş o çukurda
kuş kuşayız ya hu
hiç hiçe
zen zene.Sılaya çağırdım zihnimi bu sabah gurbetten
bir kuşu karşılayıp
kucakladım onu balıklamasına
ve okşadım saçlarını uzun uzun
kulağına fısıldadım bahar bahar bahararak
gezinmeyi bırak artık geçmişte, gelecekte
işin yok, yuvan burası
hoş geldin
şiirler getirdin, hayde.Titredi ta kuarklarına, leptonlarına kadar
ürperdi atomlar
bir daha uzaklaşmak yok diye altını çizdim güneş ışığıyla
hüzünlü gardır rüzgârın uğultusuyla yundum üstünü başını şiirleyip
verili olan ne varsa soru yağmuruna tuttum ısladım kavis sağnağı ile
takozu
düz, doğrusal, çizgisel yolu çektim ayaklarının altından
satha yayılıyoruz ahbap dedim mevziden çıkıp yanyanalığa
ey mana
ey toz oluş
kalbim aşka amade
seni gidi çatallanma eşiği, seni gidi
budaklanıp budaklanıp.Üzerimden attım tüm fazlalıkları dünya deliğinden geçmek için, hobaaa
yeğniliktir gücüm, tutunamamak
soydum kabuğumu yavaş yavaş ve hızlı hızlı aşk, meşk marifetiyle
kalbimin kalbine büküldüm
bir şey, bir nesne, bir beden olmayan çocukluğuma göz kırpıp terkime aldım gülümseyişini
sen benim harika var oluşumsun
durmayarak durmaktır benim işim
şimdi, burada kalmayarak şimdi, burada kalmak davrandım alabildiğine yaban
verdim aldıklarımı
neysem, ne kadarsam, ne kaldıysam
yetimlere süzülüverdim bir yudum su gibi
miskinlere, çaresizlere.Ve içtik birbirimizi oburca
aha yeni bir dil
yaşarıp yuttu beni
sen ve cesur yutkunuşlarla
hımış hımış
kocaman minicik bir lokmadır bu
gösterdi bana
şimdi, şu an yeni bir durumsa
anlam, değer ve kuralları da yeni olmalı
değilse kurusıkı
ateşsiz kalp olur mu hiç
barut mu
aha işte kalp çırpışların.Hım hım deyü deyü
bir şelale dökülüyordu dilimden
benliğimi attım neliğime davranıp
şimdi, burada ķıldığı yanı oldum dünyanın
o uç bu uçtur büyü makamındayım
o dem bu demdir sancak sancak
dalgalanıyorum oluşun varlığında
şartsız yok mu şartsız
o biçimsiz ve zamansızdan
şartlı tahliyeyim biçimli, zamanlı
öz’ü gürleştirmektir benim işim.Evcil düşmektense gözden kaybolup
kulakların işitemeyeceği
bir diyara çekilen
Neanderthal’lerden aldığım sancak
şimdi, burada oluşum
şiirler olsun
pek mahir, pek cesurdur atalarım
yabaniliğin kokusu var üzerimde
onlardan emanet.Yirmi iki Aralık’ta kokusunu alırım baharın
yirmi iki Haziran’da gökyüzüne
ters dönmüş yeryüzüne baktın mı hiç
rüzgâr bir başka esmeye başlar
kokular değişir bir’denbir’e
ufuk değişir
kış geldi derim Paganlar gibi
bükülüp bükülüp doğrulur
doğrulup doğrulup bükülür
kâh kış uykusuna yatmaya hazırlanır
kâh iyice dinlenmişimdir
henüz yazılmamış o şiir sökmek üzeridir aha
biriktirdiğimi harcamaya koyulurum uyanıp, uyanıp.Kafandakini değil kalbindekini yaşa
şimdi, burada oluşa seril bir kilim gibi
kirlen, buruş buruş ol
derin vadiler belirsin alnında
canın yansın
değilse bir anlamın ve hayatın olmaz
dirimin ve ölümün ötesidir hakikat
hakkını alıp vermek demektir.1964 yılında dünya denilen rahime atıldım
ah, rahimden rahimedir tüm yolculuklar.
dünya güneşin etrafında altmış ikinci turunda
Güneş mi, Samanyolu Gökadası’nın dış sarmallarında otlayan ala bir geyik.Seviyorum böyle lakırdıları
demleyip demleyip yaşaranı fokurdayan yüreğimde
aheste beste içmeyi
var oldukça kendini var eden
var ettikçe var olan mahsulüm
aynı zamanda tohum olan
hiçbir şey bende kalmayacak
ben hiçbir şeyde kalmayacağım
varoluşun ucuna sürülmüş varoluş olmaktan el edip
şiir kırpıyorum hepi topu
yabancıyım verili olan her şeye
ve bu beni esirgiyor
anlam, değer ve kurallara takılıp kalmaktan
bağışlanmış oluyorum böylece çoktan.
Uluer AYDOĞDU
Temmuz 2026




